Zaha Hadid ve Altyapı Mimarlığında Ölçek: Bishoftu Uluslararası Havalimanı
Etiyopya’nın Bishoftu kentinde inşa edilmeye başlanan Bishoftu Uluslararası Havalimanı (BIA), Zaha Hadid Architects’in bugüne kadar üstlendiği en büyük altyapı projelerinden biri olarak tanımlanıyor. Addis Ababa’nın 40 kilometre güneyinde konumlanan terminal, tamamlandığında Afrika’nın küresel havacılık merkezlerinden biri olmayı hedefliyor.
Projenin ilk fazı 2030 yılında açılacak ve Ethiopian Airlines tarafından işletilecek. Bu aşamada 660.000 metrekarelik bir terminal ve iki pist, yıllık 60 milyon yolcuya hizmet verecek. Nihai tamamlanma sonrası kapasitenin dört pist ve 270 uçaklık park alanı ile birlikte yıllık 110 milyon yolcuya ulaşması öngörülüyor.
Bu nicel veriler, BIA’yı yalnızca bir mimari nesne olarak değil; çok katmanlı bir altyapı ve lojistik sistemi olarak ele almayı zorunlu kılıyor. Zaha Hadid Architects’in bu projedeki rolü, biçim üretmekten çok, ölçek büyüdükçe mimarlığın nasıl bir organizasyon problemine dönüştüğünü göstermesi açısından kritik.


Merkezi omurga ve akış organizasyonu
Terminal planı, Orta Doğu’dan Doğu Afrika’ya uzanan Great Rift Valley’den esinlenen merkezi bir omurga etrafında kurgulanıyor. Bu omurga, biçimsel bir metafordan çok operasyonel bir karar olarak okunabilir.
Amaç, transfer mesafelerini minimize eden, piers’lar arasında hiyerarşik bir dolaşım sistemi kuran ve yön bulma problemlerini azaltan bir akış organizasyonu üretmek. %80 oranında transit yolcu öngörüsü, terminal içindeki dolaşımın mimarlık açısından bir “mekan” probleminden çok bir “akış” problemi olarak ele alındığını gösteriyor.
Bu omurga etrafında konumlanan piers’ların her birinin farklı tasarım ve renk paletlerine sahip olması, Zaha Hadid Architects tarafından Etiyopya’nın farklı bölgelerini yansıtma fikriyle ilişkilendiriliyor. Ancak bu farklılaşma, temsili bir jestten çok, büyük ölçekli bir terminalde yönlenmeyi kolaylaştıran görsel bir ayrışma aracı olarak okunabilir.

Ölçek, fazlama ve modüler yapı sistemi
Bishoftu Uluslararası Havalimanı, modüler bir beton ve çelik yapı sistemiyle tasarlanıyor. Bu bileşenlerin Bishoftu’da yerel olarak üretilmesi, mimari kararların yalnızca tasarım stüdyosunda değil; tedarik zinciri, üretim altyapısı ve inşaat lojistiğiyle birlikte ele alındığını gösteriyor.
Bu yaklaşım, terminalin aşamalı olarak büyütülmesini mümkün kılarken, maliyet kontrolü ve bakım sürekliliği açısından da operasyonel avantaj sağlıyor. İki pistle başlayan sistemin dört piste genişletilmesi, terminal kapasitesinin 60 milyondan 110 milyona çıkarılması ve 270 uçaklık park alanının entegre edilmesi, yapının statik bir nesne değil, fazlara ayrılmış bir altyapı sistemi olarak kurgulandığını ortaya koyuyor.
Bu bağlamda Zaha Hadid Architects’in rolü, form üretmekten çok, zaman içinde genişleyebilen bir organizasyon şeması geliştirmek olarak okunabilir.

Transfer odaklı terminal ve servis altyapısı
BIA’nın yüksek transit oranı, terminal içinde kapsamlı bir servis altyapısını da zorunlu kılıyor. Projede, hava tarafında konumlanan bir otel, yeme–içme alanları ve yerel bitkilerle peyzajlandırılmış açık alanlar yer alıyor.
Bu mekansal bileşenler, yalnızca konfor üretmekten çok, uzun süre terminalde kalan yolcular için bekleme deneyimini operasyonel bir verimlilik problemine dönüştürüyor. Transfer sürelerinin kısaltılması, servis çekirdeklerinin merkezi omurga etrafında yoğunlaştırılması ve piers’ların bu omurgaya bağlanma biçimi, terminali tekil bir yapıdan çok, birbirine bağlı alt sistemler bütünü olarak tanımlıyor.

Sürdürülebilirlik: etiket değil altyapı kararı
Zaha Hadid Architects’e göre terminal, ABD Yeşil Bina Konseyi tarafından verilen LEED Gold sertifikasını hedefliyor. Bu hedef, doğal havalandırma, güneş kırıcılar, fotovoltaik paneller ve terminalin enerji ihtiyacına katkı sağlayan güneş enerjisi sistemleriyle destekleniyor.
Projede ayrıca yağmur suyunu yönlendiren kanallar, yeni oluşturulan sulak alanlar ve bioswale sistemleri yer alıyor. Bu altyapı kararları, sürdürülebilirliği sembolik bir cephe kaplaması veya temsili bir yeşil alan düzenlemesinden çok, doğrudan terminalin enerji, su ve iklimlendirme sistemlerine gömülmüş bir mühendislik problemi olarak ele alındığını gösteriyor.
Bu yaklaşım, havalimanının çevresel etkisini yalnızca minimize etmeyi değil; yerel ekosistemle işlevsel bir ilişki kurmayı da hedefliyor.

Zaha Hadid Architects ve havalimanı tipolojisi
Patrik Schumacher liderliğindeki Zaha Hadid Architects, 1979 yılında Zaha Hadid tarafından kuruldu. Stüdyo, havalimanı tipolojisinde daha önce de Beijing Daxing Uluslararası Havalimanı, Western Sydney International Airport ve Litvanya’daki Vilnius Havalimanı terminali gibi projeler üretmişti.
Bishoftu Uluslararası Havalimanı, bu portföy içinde ölçek ve kapasite açısından ayrı bir yerde duruyor. Proje, Afrika kıtasında bugüne kadar inşa edilen en büyük havacılık altyapısı olarak tanımlanıyor. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Ali’ye göre BIA, ülkenin mevcut ana havalimanının kapasitesinin dört katından fazla olacak ve mevcut trafiğin iki ila üç yıl içinde sınırlarına ulaşacağı öngörüsüne yanıt verecek.
Zaha Hadid ve mimarlığın operasyonel zekaya evrilmesi
Bishoftu Uluslararası Havalimanı, Zaha Hadid Architects’in mimarlığı bir temsil nesnesinden çok, bir organizasyon ve sistem tasarımı pratiği olarak ele aldığı bir eşik noktası sunuyor.
110 milyon yolcu kapasitesi, %80 transit oranı, modüler yapı sistemi, yerel üretim, fazlanmış büyüme ve altyapıya gömülü sürdürülebilirlik kararları, bu projeyi biçimsel bir ikondan çok, operasyonel zekâ üzerine kurulu bir altyapı modeli haline getiriyor.
Bu bağlamda Zaha Hadid, Bishoftu Havalimanı ile birlikte mimarlığın büyük ölçekli kamu yapılarında estetikten çok, organizasyon, lojistik ve çevresel entegrasyon üzerinden tanımlandığı bir dönüm noktasını temsil ediyor.